Avanos belediyesinin sokak isimlerini değiştirmesine ilişkin haberi okuyunca Yevgeni Zamyatin’in “Biz” isimli romanı aklıma geldi. Bildiğiniz üzere Avanos belediyesi insan isimleri taşıyan caddeleri “numaralandırdı”.
“Biz” adlı romanında Zamyatin totaliter bir devlet ve onun toplumunu anlatır. Bu toplumda insanların isimleri yoktur, onlara “numaralarıyla” hitap edilir. Zamyetin ta 1921 yılında Stalinist Rusya’nın gelişini öngörmüştü. İsim yerine numara vermek, insanların “kişiliksizleştirilmesini” temsil eder. Bu anlamda “kişiliksizleştirme” sadece, isimleri numaralarla değiştirilen bireylerin insanlığına karşı girişilen bir saldırı değil, ama aynı zamanda toplumun kolektif hafızasına da bir tecavüz niteliğindedir. Numaralarla toplumsal hafıza oluşturamazsınız.
AKP’li 7, MHP’li 4 ve CHP’li 1 üyenin katılımıyla toplanan Avanos Belediye Meclisi, çoğunluğu kanlı saldırılarla katledilmiş Türkiye’li yazar, şair, aydın ve gazetecilerin isimlerini taşıyan caddeleri yeniden adlandırmak için “numaraları” tercih etmiş. İsimleri numaralarla değiştirilen ve suikastlarda kaybettiğimiz bazı aydınlarımızın isimleri şöyle: Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı ve diğerleri…
Geçenlerde kaleme aldığım bir başka yazıda da, İstanbul’un AKP’li Belediye Meclisi üyelerinin, Ergenekon caddesine, Hrant Dink isminin verilmesi yönündeki önergeyi geri çevirdiklerini belirtmiştim.
Belediyelerin bu “tuhaf” uygulamaları hakkında, şüphesiz ki değişik açıklamalar getirilebilir. Örneğin, Muhafazakâr-Milliyetçi koalisyondan müteşekkil Avanos Belediye meclisinin, “solcu, laikçi” olarak bilinen aydınlara bir alerji geliştirmiş olduğu tartışılabilir. Keza, İstanbul örneğinde, Meclis üyelerinin bir “Ermeni’nin” adını caddelerine vermek istememiş olabileceği düşünülebilir. Bu argümanlar doğru da olabilirler. Ancak, kanımca her iki örnekte de, çok daha derin düzeylerde işlev gören başka dinamikler söz konusudur.
Bizim çok derinlere kök salmış bir unutma kültürümüz var. Her şeyi unutmak istiyoruz. İstiyoruz ki hiçbir şey için yas tutmayalım. Bu davranış kalıpları anlamında, sadece Ermeni kırımları gibi görece uzak geçmişte meydana gelmiş olaylara değil, fakat aynı zamanda daha şunun şurasında 10-20 yıl önce meydana gelmiş olanlara da göndermede bulunmak istiyorum.
Eğer yanlış hatırlamıyorsam, bundan sadece bir yıl kadar önce Sivas Belediye başkanını radyoda dinledim. Başkan 1993’de Sivas’ta katledilen Alevi yurttaşlarımız için bir anıt dikmeye neden karşı olduğunu açıklıyordu. Kelime kelime söylediklerini hatırlamıyorum ama başkanın mesajının içeriği oldukça açıktı. Eğer böyle bir anıt dikilirse, bu anıt sürekli olarak yaşananları hatırlatacağı için, Aleviler ve Sünniler arasında bitmek bilmeyen bir gerilim kaynağı olacağını düşünüyordu. Bu aslında oldukça ilginç bir düşünce biçimi, öyle değil mi? Başkan, benzer olayların meydana gelmesinin geçmiştekilerin hafızadan silinmesine bağlı olduğunu düşünüyor. Aslında bu bakış açısı sadece Sivas Belediye başkanına da ait değil. Kanımca, genel kabul gören düstur budur Türkiye’de…
Gerçekten de, geçmişte meydana gelen olayların tekrarı, bu olayların hafızadan silinmesiyle mümkün olabilir mi? Bizim tarihimiz bunun tam tersinin doğru olduğunu gösteriyor. Sivas Belediye başkanının feci şekilde ıskaladığı şey şudur ki, 1993 yılı, Alevilerin Sivas’ta katliama uğradıkları ilk tarih değildir. Aleviler Sivas’ta daha önce 1978 yılında da katliama uğradılar.
Bence tarihimizi çok daha farklı bakış açılarından yazmaya ve okumaya ihtiyacımız var. Örneğin, en ufuk açıcı olanı, Türkiye tarihini bir travmalar tarihi olarak yazmak olurdu. Bu açıdan bakıldığında o kadar çok şey anlam kazanıyor ki…
Anıları silerek, ümitvar bir gelecek yaratabileceklerini zannediyorlar. Ben tam tersinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Unutmak, unuttuğunuzu zannettiğiniz şeyleri tekrar ve tekrar yapmanızı garantilemekten başka bir işe yaramaz. Geçmişimizi hatırlamaya yetecek kadar cesareti toparlayabilir miyiz dersiniz? Bu bence, Türkiye’de huzurlu bir geleceğe sahip olmamızın tek yoludur.
Avanos Belediye Meclisini, sildikleri aydınlarımızın isimlerini tekrar aynı sokaklara geri vermeye davet ediyorum. Bizim en büyük ihtiyacımız, mümkün olduğunca çok şeyi hatırlamaktır, unutmak değil!
*Bu yazının İngilizce versiyonu, “Why do they erase the names of slain Turkish intellectuals?” başlığıyla, Today’s Zaman gazetesinin 17 Aralık 2010 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.
Monday, January 3, 2011
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
Aynısını Malatya'da yaptılar ya! Tilmann Geske'nin mezarının Malatya'da olmasını istemediler. Devekuşu misali görünmemek için kafasını gizlemek yeter sanıyorlar, oysa bu hep yüzleşmekten kaçmaktır. Kaçarak hiç bir yere gidilmiyor.İyi yazmışsın hocam. Gayet net!
ReplyDelete